неделя, 12 юни 2016 г.

TÜRKÇE DAVAMIZDA ISRARCI OLALIM

Ben Kırcaali’ye bağlı Kostino (Kemikler) Köyü İlköğretim Okulu’nda altı yıl Türkçe öğretmenliği yaptım. O zaman Türkçe dersleri tüm gereklilikler doğrultusunda bu okulda yürütülüyordu. Tüm öğrenciler haftada 4 saat olmak üzere seçmeli ders olarak Türkçe’yi okuyorlardı. Fakat ne acıdır ki, 2008 yılında benim görevden ayrılmamın ertesi ders yılında bu okulda da Türkçe eğitimi durdu.

Daha o yıllarda Türkçe ders kitapları boşluğunu önemli ölçüde dolduran “Balon” ve “Gönül” dergilerinin yanı sıra hala Türkçe öğretimine katkı vermeye devam eden ülkedeki tek Türkçe çocuk gazetesi “Filiz” ve “Ümit” dergisinin de sayfalarından nice Türk çocuğunun kendi ana dili olan Türkçelerini okumadıkları öğreniyorduk. Mazeret olarak bazı okullarda Türkçe grubu oluşturulması için ana dilini okumak isteyen yeterli sayıda öğrenci olmaması, Türkçe eğitiminin son derece eski ders kitaplarıyla gerçekleştirilmesi, ana dili olarak Türkçe’nin bilindiği için okunmasının gerekli olmaması ve Türkçe yerine ek olarak İngilizce dersleri alınmasının tercih edilmesi, bazı okullarda kadrolu Türkçe öğretmeni eksikliği, Türkçe eğitimin müfredat dışı tutulması ve ders saatlerinin dışında bırakılması ve başka şeyler ileri sürülüyordu. Bu sebeplerden dolayı her geçen ders yılında Türkçe okuyan öğrencilerin sayısı gittikçe azalıyordu. Öyle ki, resmi olmayan verilere göre 1991-1992 eğitim ve öğretim yılında Türkçe okuyan çocukların sayısı 120 bin civarındayken, Eğitim ve Bilim Bakanlığı'nın verilerine göre geçen yıl bu sayı 8 221’e düştü. Bu üzücü tabloya rağmen 20’yi aşkın yıl sonra aşamalı olarak ikinci, üçüncü ve dördüncü sınıf Türkçe ders kitaplarının yenilenmesi olumlu bir gelişme olduğuna işaret ediyor. Ümit ederiz ki, diğer 1,5,6 ve 7.sınıf Türkçe ders kitapları da en kısa zamanda yenilenir.
Zor koşullarda dahi olsa, ana dilini okumayan Türk çocuklarımızın doğru yoldan saptıklarını anlamak zor değildir.

Bu çocukları yanlış yoldan kim döndürecek? Tabii ki, bu ilk önce bir Türk Dili öğretmeninin bir görevidir. Lakin çözüm anne ve babaların çocuklarının ana dilini okumaları için ısrarcı oldukları müddetçe mümkündür. Fakat anne ve babaların çocuğunun ana dilini okumamasına karşı hiçbir tepki vermeyen, hatta okumaması için ısrar eden halleri bizler adına ne feci, ne utanç verici bir gerçektir. “Biz Türk doğduk, Türk öleceğiz!” diyoruz, ama Türkçemize sahip çıkmazsak, Türklüğümüzü nasıl koruyacağız. Ana dilini yadırgayan çocuklar, olgunluk çağına geldiklerinde şahsen kendileri anne ve babalarından bu durumun suçlusunu sormayacaklar mı?!

Dünyada hiçbir millet öz dilini ihmal ederek, varlığını koruyamamıştır. Hatta İngilizler, kendi dillerinden başka bir dil öğrenmeyi yadırgayarak, İngilizce’yi neredeyse uluslararası bir dil haline getirme yolunda bir hayli ilerlemiş durumdalar. Yine bilimsel bir tespittir ki, anadilini yazı dili olarak iyi benimsememiş bir kişi hiçbir yabancı dili iyi benimseyemez. Salt bu sebepten ötürü dahi çocuklarımızı ana dilini öğrenmeleri konusunda ısrar etmekten vazgeçmemeliyiz. Üstelik bizim ana dilimiz, yani Türk Dili o kadar ahenkli, yumuşak, tatlı ve zengin bil dil ki, onunla her zaman gurur duymalıyız. Bizim için Türkçe paha biçilmez bir değerdir. Onun kıymetini elimizdeyken bilmeliyiz. Hele hele de Bulgaristan’da var olan Türk azınlığı olduğumuzu düşünecek olursak, Türkçemize dört elle sarılmalıyız.

Unutmayalım ki, seçmeli ders olarak da olsa, ana dili eğitimi hakkını nice zorluklarla kazanmışken kendi ellerimizle yitirebiliriz.

Bu açıdan çocuklarının ana dilini okumaları konusunda ısrarcı olan tüm ebeveynleri takdir ederken, diğerlerin de inşallah, çok geç olmadan bu konuda bilinçlenmelerini ümit ederim.

Resmiye MÜMÜN,
Kırcaali Haber

0 коментара:

Публикуване на коментар

Забележка: Само членове на този блог могат да публикуват коментари.