четвъртък, 26 май 2016 г.

ŞAPKA DÜŞTÜ, KEL GÖRÜNDÜ

Cebel kakafonisini bolca yazıp  çizdikten sonra, Kasım Dal’ın bugün bir medyaya verdiği demeci okuyorum. Partisinin temsilcilerini bu yıl anma törenlerimizde nedense göremedik. Geçen yıl ise Dal’dan başkasını Persin’de görememiştik.

Kasım Dal, son zamanlarda Lütfi Mestan ile görüşmediğini belirtiyor. DPS’li bir deputat, kendisine Lütfi Mestan’ın ajan Pavel olduğunu izah etmiş ve buna göre ona güven olmazmış. Ayrıca, DPS, DOST ve NPSD’in ortak Cumhurbaşkanı adayı çıkarması mümkün görünmezmiş.

Reformator Bloğu olarak, onlar ne DPS’ye, ne de DOST’a çalışıyorlarmış, tek gayeleri Bulgaristan’mış. GERB’le beraber bir sağ adayı desteklemeleri mümkünmüş. DPS’deki eski arkadaşlarıyla bağlantısı yokmuş, kendilerine zarar vermek de istemezmiş, çünkü şimdi korku içindeymişler. Kasım Dal, Bulgaristan siyasetinde olup bitenleri yakından takip etmekteymiş...

Evet, Bulgaristan’daki siyasi arenayı bir tek siyasetçiler izlemiyor. Bizlerin de biraz söz hakkı bulunuyor.

Şimdilik üç partimiz oldu ama nedense bunların ne liderlerinin, ne de üyelerinin biri birilerine tahammülü var. Olacak iş değil bu! Örnek olarak, çok güçlü ve herkesin sevdiği bir Türk, Cumhurbaşkanı adayı oluyor ve kazanması da mümkün ama üç partimizin liderleri bir araya gelip bu adayı destekleme kararı alamıyorlar...

NPSD, Bulgaristan için çalışıyormuş. Ya diğer iki parti acaba Patagonya için mi mücadele etmekte? Bir de aklıma şu takıldı, acaba Kasıl Dal, DPS’deki eski arkadaşlarına neden zarar vermek istemiyor?

Bugünlerde DPS’lisi ve NPSD’lisi kafayı Lütfi Mestan’ın kayıp dosyasıyla bozmuş. Galiba ellerinde başka bir koz kalmadı...

Mübarekler, ilk önce, kendi kokuşmuş çöplüklerine bir baksalar derim, sonra başkasının bahçesine uzansalar.

Acaba neden, bu Rusya sevdasının kaynağına hiç dokunmuyorlar, aralarında bunca haksız yere milyoner olanlara ne demeli?

Şimdiye kadar kaç milyar dolar çalındı halkımızın cebinden?

Şöyle bir durum da ortaya çıkıyor, bu kayıp dosya ortaya çıkmış olsa, acaba ne değişecektir ülke siyasetinde? İnsanımız, sadece bu durumdan çıkış yolu bulacak bir lider istiyor

Lütfi Mestan’nın geçmişi gizli değil ama şimdilerde DPS'ye, Ahmet Doğan'a ve diğer temiz olmayan güçlere karşı mücadeleye kalkıştı ve salt bundan dolayı halkımızın sempatisini kazanmaya devam etmekte. Şimdilik takım toplamakta, demeçler vermekte.

Yarınki gün ne olacağı belli değil.

Lütfi Mestan’ın hızını ve önünü kesmek, DPS ve NPSD’ye mi kaldı?

Kardeş kardeşi neden baltalıyor?

Acaba bunu becerebilecekler mi? Güçleri yetecek mi? Kendilerine izin verilecek mi?

Bu Cebel’deki eşek gibi nara atmaya pek benzemiyor! Bazen insanın ses telleri de kısılır, hatta kopar! Şapkası da yere düşür ve kel görünür...

Aynı zamanda DPS'nin ne olacağını da kestirmek zor. Öyle tezelden suya gömülecek cinsten değil onların teknesi.

Paranın(Rus parasının) gücü onlarda.

İmanın ve inancın gücü kimde?

Ayrıca  bir tek Türklerin meselesi de değil bu. Ülkemizdeki Türkler, topyekün olarak, bağımsız ve özgür bir siyasi oluşumdan yana hiç bir zaman olmadılar.

Hala vurdumduymazlık diz boyu. Korman ve Kasım, öncü liderlik fırsatını kaçırdılar, ama eğer Lütfi Mestan, halkımızı etrafına toplamayı başarırsa, o zaman herkese onu desteklemek düşer...

Mümin TOPÇU

KIRCAALİ'DE MEZUNİYET COŞKUSU (VİDEO)

Kırcaalili şehir merkezindeki Vasil Lavski anıtı önünde bir araya gelen öğrenciler, öğretmenler, veliler,  dostlar ve akrabalar  bu gece düzenlenecek olan  mezuniyet balosu öncesinde bol bol fotoğraf çektirdi.
Kalabalığın toplandığı alanda ve yan caddelerde Kırcaali polis ekipleri trafiği ve asayişi sağladı.





вторник, 24 май 2016 г.

LÜTFİ MESTAN'IN DELİORMAN ZİYARETİ DEVAM ETMEKTE

DOST partisi Genel Başkanı Lütfi Mestan, bazı parti yöneticileri ile beraber, Kuzey Bulgaristan'daki bazı Türk yerleşim yerlerini ziyaret etmeye devam ediyor. Gittikleri her köy ve kasabada, yerel halk tarafından coşkuyla karşılanan bu heyet, Mayıs 1989 yılındaki totalitarizme karşı halk ayaklanmasında, hayatlarını kaybedenlerin anıt ve anıt mezarlarını da ziyaret etmekte.

Jale FİLİBELİ

SİYASİ MÜCADELEME DOST' TA DEVAM EDECEĞİM

Merhaba dostlar!

Ben memleketim Ardino'da yaşayan bir gencim, yakına kadar kasabamızda masa tenisi antrenörü olarak çalışıyordum, fakat geçenlerde resmen işten atıldım. Bunun tek nedeni, benim DOST partisine sempati duymam ve bu partiye üye olmam oldu.

Dombira.eu vasıtasıyla, bütün genç arkadaşlarıma ve vatandaşlarımıza seslenmek istiyorum;

Hiç bir tereddüt etmeden, artık DOST partisini destekleyin ve ona sahip çıkınız!

Bu ne pahasına olursa, olsun!

Ben bu yola işimi kaybedeceğimi bilerek koyuldum ve hiç de pişman değilim.

Antrenörlük kariyerim birkaç zaman için sekteye uğrayabilir, ama  siyasi görüşlerim galip gelinceye dek,  ben mücadelemi devam edeceğim.

Benim bu siyasi kararım, bazıları tarafından hayatımın yanlışı olarak algılanmasına neden oldu.

Benim için böyle düşünenlere seslenmek istiyorum;

Bir insan ömrü boyunca, yanlış adımlar da atabilir, size göre ben bir yanlış yapmış olabilirim, fakat hayatımızda bu tür yanlışlıklar kaçınılmazdır. Bazıları attıkları her adımına çok dikkat edebilirler, onların zaten yaşadığı bile belli değil! Bu tarz benimsenmiş hayatlar, yanlışlıklarla dopdoludur.

Diktatör kanatları altında mutluluk mu olur...

Beyhan EMİN,
Ardino

неделя, 22 май 2016 г.

BİZE LAZIMSIN, YETER Kİ NEFRET BESLE...

Bir okuyucumun gönderdiği satırları okurken, bir milletvekilinin sözleri adeta beni şoke etti. Almanya’da çalışan, Nurikyan Mehmedali isimli vatandaşımız sayfasında şunları belirtmiş;
“Gökçe’nin sözleri iki kere kesilmiş, insanların büyük bir şahsın aptallıklarına inanmama hakkı var. Kırcaali ilinde ciddi ekonomik yatırım vaatleri artık dikiş tutmuyor. İnsanlar, Türkiyelilerin vaatlerine ve hele iş adamlarına inanmıyor. Gökçe, al bokluklarını ve kaybol! Başkalarının, kendisine bir şey yapmadığına teşekkür etsin.”
Bu yorumun altında ise, DPS’nin Varna milletvekili Ercan Ebatin’in şu görüşü dikkat çekmekte;
“Nuri, çok keskin bir dilin var ve kendimizi unutmamak için sana ihtiyacımız var. Senin gibi insanlar olduğuna seviniyorum. Sen benim için bir çok başkasından daha değerlisin. DPS’nin senin gibilerine ihtiyacı bulunmakta. Bize lazımsın...”
Demek, Türkiye’nin ülkemizdeki yatırımları hala birilerinin gözüne fena halde batmakta ve bunun engellenmesi gerekiyor. Sadece birkaç gün öncesi, Bulgaristan Başbakanı sn.Boyko Borisov ve Türkiye Cumhuriyeti’nin Büyükelçisi sn.Süleyman Gökçe, Kırcaali’de bir fabrikanın genişletilmiş bölümlerini üretime açtılar ve artık orada 2000’den fazla vatandaşımız ekmek parasını kazanacak. Kuzey Bulgaristan’daki Şişe Cam tesislerini ise anlatmaya gerek yok.
İşte aynı bu DPS zihniyeti, yıllar boyu, ülkemizde yatırım yapmayı arzulayan Türkiyeli iş adamlarını engellemedi mi?
Milletvekili Ercan Ebatin’e göre, DPS partisinin, Nurikyan Mehmedali gibi, Türklere karşı nefret kusan insanlara ihtiyacı bulunuyormuş. Bu saatten sonra bunu zaten gayet çok normal buluyoruz...
Dombira.eu
FOTO:Kmeta.bg


ÇIRPINDIKÇA BATIYORSUNUZ

Ahmet Doğan zaman zaman konuşmalarında; “Biz Türk partisi değiliz, yalnızca Türklerin büyük bölümü bize oy verdiği için bize Türk Partisi diyorlar” derdi de inanmazdık. Adam aslında yıllardır şakayla karışık gerçekleri söylüyormuş meğer! Çünkü Cebel’deki anma törenlerinde ve kutlamalardaki rezil sahnelerin müsebbipleri asla Türk olamazlar!

Cebel asla sıradan bir şehir değildir. O kutsal topraklar asırlardır, Türklük ve İslam ışığında yaşayan, günü geldiği zamanda “Ben ezelden beridir hür yaşadım hür yaşarım, hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşarım” felsefesiyle hareket ederek meydanlara dökülen, inançları ve kimlikleri için canlarını seve seve feda eden kahramanların memleketidir. Tabi bunları idrak edebilmek için önce aynı iman ve şuura sahip olmak gerekir.

Bir kere her şeyden önce bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak size sorarım, siz hangi hakla benim ülkemin Büyükelçisini yuhalarsınız?

Siz kimsiniz?

Bu gücü ve cesareti nereden alıyorsunuz?

Bre gafiller, ey utanmazlar, arlanmazlar; uşaklığını yaptığınız, karşısında el pençe divan durduğunuz komünistler bu insanlara her türlü zulmü yaparken, bu millete bugün yağcılığını yaptığınız Rusya’mı sahip çıktı yoksa yoksa hayâsızca yuhaladığınız Türkiye mi?

Evet, siz orada Sayın Büyükelçiyi değil Türkiye’yi yuhaladınız. Çünkü büyükelçiler görev yaptıkları yerlerde ülkelerini temsil ederler.

Daha dün Kapıkule’ de KAPIKULU, Ankara’da PASPAS oldunuz, görüşecek adam aradınız, döndünüz benim ülkemin Sayın Büyükelçisini protesto ediyorsunuz öyle mi?

Şunu söylemeden geçemeyeceğim; Türkiye Cumhuriyeti istihbarat birimleri acilen harekete geçmeli, bu nankörlerin hepsini teker teker tespit etmeli ve bundan sonra Türkiye’ye girişlerine asla müsaade etmemeli.

O kadar cahil, o kadar zavallısınız ki, koskoca Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçisinin sizin provokasyonlarınıza alet olacağını, sizin seviyenize ineceğini düşünüyorsunuz ve bu rezillikleri yapıyorsunuz.
O kadar mükemmel, o kadar sağduyulu bir şekilde durumu idare etti ki Sayın Büyükelçi, bir Türk olarak kendisiyle gurur duyduk gerçekten. Konuşması ve tepkileri anlayanlar için adeta ders niteliğinde idi. Tabi anlayanlar için!

Dedik ya, bunları idrak edebilmek için o şuur ve imana sahip olmak lazım. Ama nerede sizde o? Sözde şehitlere dua okuyorsunuz, bir taraftan “âmin” diye bağırıyorsunuz diğer taraftan müzik çalıyorsunuz.

Öte yandan daha dün Lütfi Mestan’ı, ülkelerin birbirlerinin sınırlarına saygı göstermesi gerektiğini içeren bir konuşma yaptığı için önce partiden atıyorsunuz, sonra da Cebel’de Atatürk’ün “Yurtta sulh cihanda sulh” sözünü pankart yapıp taşıyorsunuz. Bu nasıl bir çelişkidir Allah aşkına?

Madem Cebel Belediye Başkanını sevmiyorsunuz, o zaman neden sağdan soldan topladığınız maaşlı adamlarınızla belediye tarafından düzenlenen organizasyona katılıyorsunuz? Gidin, kendi programınızı yapın, şehitleri de anın, kutlamanızı da yapın. Ama sizin derdiniz üzüm yemek değil ki, ortamı bulandırmak, çirkeflik yapmak.

Bir diğer protesto ettiğiniz isim ise başta Bulgaristan olmak üzere tüm Balkanlar’a olağanüstü hizmetler yapan, bunu yaparken de hiçbir ayrımcılığa girmeyen Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Recep Altepe.

Sayın Başkan konuşmasında en ufak siyasi bir mesaj vermiyor, hatta konuşmasını üst perdeden yapıp Türkiye-Bulgaristan ilişkilerini içeren bir konuşma yapıyor, ”Bulgaristan AB’de olmasına rağmen sürekli göç veriyor, çünkü üretemiyor, ama AB’nin kapısında olan Bursa her yıl 100 bin göç alıyor ve üretiyor, gelin işbirliği yapalım” diyor, orada üç-beş soytarı halen “DPS” diye bağırıyor.

Ama sizde haklısınız!

İnsanlar iş, aş sahibi olursa, ekonomik özgürlüklerine kavuşursa onları hangi vaatlerle kandıracak ve avuçlarınızın içinde tutacaksınız?

Sizde yavaş yavaş sonunuzun geldiğinin farkındasınız ve günü kurtarmak için çabalıyorsunuz.

Çırpınmaya devam edin.

Ama şunu da iyi bilin, çırpındıkça batıyor, battıkça da çirkefleşiyorsunuz.

Bu milleti halen aptal yerine koyuyor, “Hak ve özgürlüklerin adresi HÖH’tür” diye orada nutuk atıyorsunuz.

Çeyrek asrın büyük bölümünü iktidar ortağı olarak geçirdiniz, söyler misiniz bu millete hangi hakkı aldınız, hangisini özgürce kullandırdınız?

Ana dilde eğitim mi sağladınız?

Vakıf eserlerini geri alıp yönetimlerini onlara mı verdiniz?

Kendi seçtikleri müftüye saygı gösterilmesine yardımcı mı oldunuz?

İşsizliklerine çare mi oldunuz?

Kısacası Cebel’de rezilliklerinize bir rezillik daha eklediniz. Aziz şehitlerimizim kemiklerini sızlattınız.

Ama sizde, şehide saygı, milli değerleri korumak gibi, onları siyasete alet etmemek gibi özellikler olsaydı zaten bu toplum bu duruma gelmezdi?

Bu arada şunu da size hatırlatalım;
Sakın Türkiye’de ki birkaç kendine hayrı olmayan adama filanda güvenmeyin, çünkü onların artık kendilerine hayrı yok. Hatta kendi partilerine bile yönetemiyorlar, tabanlarına hâkim olamıyorlar, anlayacağınız kelin merhemi olsa önce kendi başına sürer!

Siyasette hiçbir zaman mikrofona bakmayacaksın, kabloyu takip ederek hoparlör kim onu bulmaya çalışacaksın.

Mikrofon Mustafa Karadayı olunca hoparlörü çok fazla aramaya gerek yok sanırım!

Şükrü GÖKKAYA

CEBEL'DEKİ NANKÖRLER

Belki bilmeyen vardır. Halk arasında nankör sözcüğü sık kullanılır ama anlamının harfiyen ‘ekmeği görmeyen’, ‘kendisine yapılan iyiliğin değerini bilmeyen’ manasına geldiğini açıklayayım. 19 Mayıs Cebel etkinliğinde protokole dahil olan konuşmacılar sık sık yuhalanarak, susturulmaya çalışıldı.

Tezahürat yapan binlerce kişinin arasında Türkiye’den törene katılan Bulgaristan göçmenleri de vardı. İşte Cebel’deki nankörler bunlardı. Neden mi?

Birincisi konuşan zat, herhangi biri değil, Türkiye devletinin Sofya’daki bir numaralı temsilcisi, isminin önünde Türkiye Cumhuriyeti  ( T.C.) Büyük Elçisi yazan Süleyman Gökçe idi. Yani o ülkenin başbakanlığının değil, iktidar partisinin de değil, Türkiye Cumhuriyeti’nin temsilcisiydi.

Bu devlet ki, 1984-85 yıllarında Jivkov’un totaliter rejiminin Bulgaristan’da Türklere kan kusturduğu günlerde her platformda bu konuyu gündemde tutarak, Bulgar yönetimini dize getirdi.

1989 yılının Mayıs ayında Cebel meydanında pestile çevrilen Türklerle birlikte yüz binlerce soydaşa Türkiye Cumhuriyeti sınır kapılarını açıp, her zamanki alicenaplığını gösterdi. Anavatan Türkiye’ye sığınanlara kısa sürede iş verildi, aş verildi ve yaşlılar dahi 8-10 yılda emekli edildiler.

Bugün Türkiye’de refah içerisindeki Bulgaristan göçmenlerinden bazıları Türkiye Cumhuriyeti’nin bu halaskarlığını, hamiliğini unutup çeyrek asır sonra gidip Cebel’de bu anavatanın büyükelçisini yuhalayarak, konuşturmamaya çalışarak, nankörlük ettiler.

Bizim oralarının deyimiyle yediği çanağa pislediler. Bundan büyük şerefsizlik olmaz. Bu şerefsizliği yapanlar o meydanda dayak yiyenler değildir kesinlikle. Jivkov iktidarı döneminde de asimilasyona hoşgörüyle bakan züppeler veya onların çocukları, emekli öğretmen, kendi işini kurmuş işadamı, dernek yöneticisi dahi vardı aralarında!

Sizler oradayken sıkça düzenlenen “kör sofralara” dadanmıştınız. Yine bu sofraları özlediniz. Sizin zihniyetiniz fırsat bulmuşken birkaç domuz kebabını, bir iki duble rakıyı cana atayım, nasıl olsa konaklamayı da beleşe getirdik, karşılığında Balkanlar’a en çok hizmet götüren, Balkan Türklüğünü ve Osmanlı eserlerini ayakta tutmaya çalışan Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe’yi susturmaktır.

İkincisi; Cebel Belediye Başkanı Bahri Ömer konuşurken sağında solunda Bulgaristan’ın ve Avrupa Birliği’nin bayrağı da vardı. Siz sürü psikolojisine  uyup bu bayraklara sırt çevirdiniz yani g….ü döndünüz.

O gün siz bu ülkeye cebinizde Bulgaristan pasaportuyla girdiniz ve gider gitmez bu iki bayrağa da saygısızlık ettiniz. Konuşmacıların defalarca siyaset yapmadıklarını söylemelerine, sadece şehit ve mağdurları anma konuşması yaptıklarını hatırlatmalarına rağmen tahammül edemediniz.

Tören uzun sürmedi, çığırtkanlar dağıldılar, misafir edildikleri otellere çekildiler. Cebel meydanında kadehleri tokuşturarak zaferinizi kutladınız. Oysa, dışarıdan zafer diye bir şey görünmüyordu. Ama siz oradakilere uydunuz ve rezilliğin daniskasına ortak oldunuz. O günden sonra daima Bulgaristan’da kalsaydınız bir sözüm olmayacaktı. Ertesi gün yine Türkiye’nin yolunu tuttuğunuzda Kapıkule’den girerken, ay yıldızlı bayrağın altından geçerken hiç hicap duyup sıkılmadınız değil mi?

Sizde ar, namus, vicdan olsaydı zaten yukarıda söylediklerimi yapmazdınız. Bütün bu yaptıklarınızdan sonra rahat da uyursunuz.

Orada oluşturduğunuz manzara cümle âlemin gözünden kaçmadı. İlgili makamlarca da video görüntülerinden bilgi alınmıştır herhalde. Türkiye Cumhuriyeti’ de size kimse hesap sormayabilir, ama çocuklarınız ve torunlarınız duyarlı vatandaş olurlarsa, bir gün bu yaptıklarınızı sorgulayabilirler, sizleri kınarlar.

Belki cesaretli birileri yüzünüze de tükürebilir. Hani hak etmiyor da değilsiniz!

MeTe

събота, 21 май 2016 г.

BURASI CEBEL, DOSTLAR, BAŞKA YERE BENZEMEZ...

Evet!  Oyun bitti. Game over!

Ama biz bunları çok uyarmıştık, değil mi?

Yapmayın etmeyin!

Burası Cebel , başka yere benzemez.

Ancak bunlar laf dinlemedi ve her şeye rağmen Bulgaristan’ın dört bir yanından, yevmiye karşılığı, ne oldukları belli olmayan kişileri otobüslere doldurup getirmişler.

Geldiler de,  planladıkları hiçbir şeyi yapamadılar. Sadece zaman zaman  konuşmacıların sözlerini  saygısızca kesme teşebbüsünde bulunmaya çalıştılar ve bunu da yüzüne gözüne bulaştırdılar.

Zamanlı zamansız atılmaya çalışılan sloganlar ve yuhalamalar, Bulgaristan’ın dört bir köşesinden getirdikleri insanların ne kadar şuursuz ve 19 Mayıs ruhundan uzak bir kitle olduklarını açıkça ortaya çıkardı.

Her şeyden ötesi de, güya Cebel halkı diye lanse etmeye çalıştıkları kitlenin arasında en yoğun olarak  roman vatandaşlarımız görünüyordu, halbuki, Cebel, Bulgaristan’da romanların yaşamadığı ender kasabalardan birisi olduğunu bile bilmiyorlardı.

Sonuç olarak Cebel’de, bu yıl da, her yıl olduğu gibi, 19 Mayıs birilerinin cılız provokasyon teşebbüslerine  rağmen son derece coşkulu kutlanmıştır.

Bunlar yanlarına, Cebel’den 3-5 menfaat peşinde koşan kişi alıp, orada hiç bir varlık gösterememiş ve rezil olduklarıyla kalmıştır.

Cebel halkı yeni oluşumun yanında olduğunu açıkça belli etmiştir.

Her şeyden öte, 19 Mayıs kahramanlarının tamamı DOST’un yanında olmalarına rağmen, oraya kutlama bahanesi ile gelen HÖH  yönetimi,  hala neyin peşinde, onu anlamak mümkün değil...

Başından beri hep HÖH’ün içinde aktif siyaset yapan kişiler ile uğraşmadan, hedef kitle halkımız olmalıdır dedik.

Halk, yani asıl seçmen yanınızda olduğu sürece, seçilenler tek başına hiç bir şey ifade etmez. Saltanatları ancak bir sonraki seçime kadar sürer .

Yıllardan beri birileri oradaki birliğimizi bozmak  için elinden geleni yaptı.

Nihayet bunu başardılar   gibi görünse de,  böyle bir şey olmayacaktır.

Sonuçta, biz et ve tırnak gibiyiz. Cıva gibiyiz. Cıvayı ne kadar dağıtırsanız dağıtın tekrar bir araya gelir.

Eninde sonunda, Hak yolunda yürüyenlerin tekrar bir araya geleceğinden şüphemiz yoktur.

19 Mayıs ruhunu taşıyanlar kazanan taraf olacaktır!

Yeni kurulan DOST için, asıl sınav 19 Mayıstı.

Ve 19 Mayıs, DOST’un kesin zaferi ile sonuçlanmış ve hala kafası karışık olanlar için de bir gösterge olmuştur.

 Bundan dolayı  DOST için asıl başlangıç  bugün olmuştur.

İşte bundan dolayı, Genel Başkan Lütfi Mestan, miting sonrası verdiği demeçte;

,,Bu gün DOST’un gerçek doğuşudur!’’ demiştir.

Bazı yerlerin  kaderinde tarih yazmak vardır. Bu yerlerden biri de Cebel’dir.

19 Mayıs 1989’dan sonra 19 mayıs 2016'da tarih sayfalarındaki yerini alacaktır.

Törendeki protokol konuşmamızda da buna vurgu yaptık.

Tarih sadece cesur insanları yazar!

Gerçekleri tarih yazar. Tarihi de cesurlar.

19 Mayıs,  aynı zamanda Anavatanımzın da Milli Bayramıydı.

Bu vesile ile Atatürk’ün 1918 yılında Boğaz'da işgal kuvvetlerinin gemilerini görünce;

  "Geldikleri gibi giderler'’’ sözünü hatırlatalım.

Biz de bunlara;

"Geldiğiniz gibi gidersiniz!" deriz...


Ve bir daha gelmemek üzere, geldikleri gibi de gittiler...

Gürçay CEM

JİVKOV’UN TANRI YAVRULARI, CEBEL'DE GENE TEKME YEDİ...

Mübareklere, birileri öyle bir gaz vermiş ki, kendilerini gerçek birer ilah, adeta tanrıya eşdeğer görüyorlardı.

Taki Cebel’e gelinceye dek.

Hele kürsüde yer bulamayınca şaşkına döndüler, hezimete alışık olmadıklarından, gidip çeşmenin çevresine kümelendiler ve avaz avaz bağırmaya başladılar.

Çevredeki insanların göz içine bakma cesaretini kaybettikleri için, gökteki bulutlara karşı yakarışlarda bulunuyorlardı. Sanki oraya sahte bir mesih oturmuş ve olup bitenlere gülüyordu.Ayrıca esmer tenli Vesislava da derin öbeklere kamerasıyla bu rezaletin canlı yayınını yapıyordu...

Namaz, abdest ve dua bilmeyenler, grup halinde, camiye daldılar ve biraz önce yuhaladıkları Başmüftünün karşısına geçip namaza durdular. Anlaşılan, bu tiplerin her adımı önceden kurgulanmış bir tiyatro senaryosu...

Bütün bu soytarılıkları neden yaptılar?

Neden insanımıza bunca eziyet ettiler,şerefine ve gururuna dokundular?

Gavurun yapmadığını bize yaptılar...

Bu konuya dünkü yazımda da değinmiştim.

Aslında, Bulgaristan için çok tehlikeli bu zemin kayması yaşayan şapkalı adamlar. Gerçekten çok tehlikeli!

Bunlar artık milli güvenliğe el uzatmaya kalkıştılar...

Dün, vandallar amigolar, kendi halindeki bir Bulgaristan kasabasını alt üst ettiler.

Bu davetsiz konuklar, ilçenin  muhtarına, misafirlere ve milli bayrağımıza popolarını dönerek şow yapmaya kalkıştılar.

Maksatları bir anma törenini alt üst etmekti. Cebelli, öfkeden sıktı dişini ve sabretti. Bu dangalaklara, efeliğin ve dayılığın ne olduğunu göstermeye adeta değmezdi...

Aralarında "bizim" gızanlardan da vardı.

Hasan  ve Erdinç’ın bu dangalak sürüsünün arasında ne işi olabilirdi. Onların  yeri Bahri Baba’nın yanı değil mi?

Hadi, Saliha ve Nedjmi’yi yok sayalım, çünkü bunlar aramızda kargaşa çıkarmak için robotlaştırılmışlar, adeta ruhları alınmış...

Brüksel’e  vekil yapılmak, ileride anamızı okumak demektir. Filiz’i, Mehmed’i ve Nedjmi’si, Brüksel’den kalkıp ta, Cebel’e ne için gelmişler?

Bir anma törenine, bütün şehitlerimize ve gazilerimize saygısızlık etmek için!

Anavatanımızın Büyükelçisinin sözünü kesmek için!

Üçrenkli bayrağımıza karşı popolarını dönmek için!

"Bizim" Selo’nun adamları bile yapmaz bu ayıbı...

Bunun neresi Türklük? Neresi örnek bir Bulgaristan vatandaşlığı?

Diyelim ki, Kırcaali’nin günü kutlanıyor ve tam Hasan halkını selamlamaya kalkışırken, Bahri Baba ve  on bin fedaisi karşısına dikilip,”Hasaaan, Karabaasaan! diye bağırmaya başlasalar, acaba ne olur?

Ertesi gün, Hasan gider ve savcıya suç duyurusunda bulunur.

Bahri Baba, yav, en iyisi sen git  şu gızanları mahkemeye ver...

Eli kanlı diktatör Jivkov’u geberten, şanlı Cebel meydanı,  bu sahte amigolara hiç bırakılmaz.

Hay Vataşka, hay amigo Mıstık...

Mümin TOPÇU

петък, 20 май 2016 г.

AMİGO MUSTAFA, KUYRUĞU KESİLMİŞ TİLKİ VE ARKA DÖNMEK...

 Amigo Mustafa, bugün beyaz şapkasıyla poposunu örterek, sesiz sedasız, ünlü Setereli kabadayıların memleketinden uzaklaşıverdi.

Ustra kalesine çıkamadı yani!

Herhalde, acemi oğlan olduğundan dolayı, Kornitsa’daki gibi, onun ve yevmiyeci mandasının başına taş yağmadı.

Artık Kornitsa’ya ayak bile basamıyorlar. Gelecek yıl, Cebel’e de gelemeyecekler!

Birisini,  Sofya’da poposunun üzerine güzelce oturtmuştuk  ve hala yerinden kımıldayamıyor.

Sırt ve popo dönmek kötü iştir!

Bu bir bitiştir!

“İşte böyle tekmeyi yersin kıçına!”ata deyimi sergilendi bugün.

Aynı zamanda, Amigo Mustafa, kendini milli bir futbol maçında zannetti.

Halbuki, yanlış ve istenmeyen yerde bulunuyordu.

Haneye tecavüz etmeye kalkıştı ama olanlar, kendisine oldu...

Bugün bir daha, Bulgaristan’daki Türklerin şeref ve gururu ayak altına alınmaya çalışıldı.

Siz, Amigo Mustafa’yı boş verin!

Bizim Özgürlük Meydanı olarak adlandırdığımız, Cebel’in Çeşme Başı, meğer hiç bir zaman özgür olmamış.

Cümle alem gördük, herifler hala dayatıyorlar ve illaki, burada bizim dediğimiz olacak demeye getiriyorlar.

Geldiler ve kuyruğu kesilmiş bir tilki gibi uğuldayıp, uğuldayıp inlerine saklandılar.

Etiğin ve kültürün ne olduğunu bilmeyenler, ev sahibi konumundaki şahsı, Baş Müftümüzü, göçmen temsilcisini, konuk Türkiyeli belediye başkanını, bir de hele Türkiye Cumhuriyeti’nin Baş Elçisinin sözünü kesmek, o konuşurken, bir kuyruğu kesilmiş tilki gibi uğuldamak, acaba, neyin nesi oluyor ki?

Koskoca, Türkiye Cumhuriyeti, ayağımıza kadar gelmiş ve bizim bağrımıza basmış, biz ise dört ayaklı bir hayvan gibi sesler çıkarıyoruz...

Bizden zor insan olur!

Her rejim değişikliğinde, en az daha elli yıl, bunun ömrü sürermiş.

Görüldüğü gibi, komünist sistemin uzantıları hala aramızda, hatta tepemizde tepinmekteler.

Bunların tek gayesi var; Varlıklarının sürdürebilmek!

Şimdiye kadar, bizi tek bir partinin avlusuna tıkadılar ve üzerimize iri, vahşi ve acımasız çoban köpeklerini saldılar.

Perişan olduk gittik!

Şimdi de, başka partiler yaratarak, bir çeyrek asır daha sefa sürmeyi arzuluyorlar.

Biz, kendi aramızda kavga etmeye devam edeceğiz, onlar da Çingene İskelesi’nde, kendi yetiştirdikleri organik hıyarlardan yiyecekler.

Bizim Cebelliler, eskiden buna zalata diyorlardı...

Ama daha sezonu gelmedi!

Mümin TOPÇU

четвъртък, 19 май 2016 г.

BOŞ LAFA KARNIMIZ TOK

Bugün,  erken saatte  Cebel'e gittim. Gün boyunca anma törenlerinin nabzını tutmaya çalıştım. Onlarca genç ve yaşlı insanla tanıştım ve konuştum. Yüzden fazla fotograf çektim. Önemli anları video filme aldım. Bir çoğu çeşitli medyalarda yayımlandı bile.

Akşam evime dönerken, kendimce günün özetini yapmaya çalıştım ve moralim bir hayli bozuldu. Cebel meydanındaki o tasvip edilmez kargaşayı izlerken, gurbetteki gençlerimiz aklıma geldi. DPS liderleri ise onları çoktan unutmuştu, kendilerini tek derdi paşalar gibi, sonsuza dek yaşamaktı.

Genç kuşaklar, artık Avrupa'ya kovulmuş durumda. Şahsen ben yedi yıl Belçika'da zar zor ekmek paramı çıkardım. İyi bilirim gurbetin acı yüzünü.

Gurbet dediğin, belediyedeki tatlı masa başı göreve hiç benzemez. Zaten bugün dışarıdan, Cebel'e gelenlerin büyük kısmı devlet ve parti görevlileriydi. İşi gücü bırakıp, Rodoplar gezisine çıkmışlardı...

Yıllar boyu, gurbete gidenlerin ise, memleketle bütün bağlantıları kesiliyordu. Topraklarını, zengin parti aktivistleri ele geçiriyordu. Gidin bakınız, Deliorman'a veya Dobruca'ya, bazı yeni türemiş toprak ağalarının yüz bin dönümden fazla toprağı bulunmakta ve bunları bizim gariban ve çulsuz Türk kardeşlerimiz işlemekte ama bunu tıoprak ağasının hesabına yapıyorlar...Sonra da bu haksız yere zenginleşenler gidip, Türkiye'den daire veya otel alıyorlar. Hem de bunu hala değiştirmedikleri Bulgar isimleriyle yapıyorlar! Bugün Cebel'de Bulgar isimli "Türkler"gördüm...Acaba, onlar buraya neyi savunmaya gelmişlerdi?

Anladığım kadarı, DPS hala yeni bir dünya düzeni kurulduğunun farkına bile varmıyor. Bu parti, hala Türkleri baskı ve korku altında tutarak siyaset yapma peşinde.

Bence, yılda bir kere beyaz şapka giymekle, "beyaz adam" olunmuyor. Bugün, Cebel'de bazıları nedense siyah renkli şapkaları taşıyordu...Bugün her şey karmakarışıktı.Baş Müftümüze dışarıda "yuh"çekenler, sonra gittiler camide, aynı Baş Müftünün önünde namaza oturdular. Sanki, her gün namazında ve niyazındalar...

DPS'nin hükmü bir tek Türklere geçiyor. Bizim buralarda, hele Cebel'de Çingene yaşamaz ama bugün kasaba Çingeneden geçilmez bir hal almıştı. Bir kere "arpalar" verilmiş ve beyaz dişili gruplar oluşmuştu.

Bu partinin kadroları arasında güçlü bir dayanışma bulunmakta. İşim icabı, Kırcaali'de bazı açılışlara katılıyorum. Bunlara bütün belediye çalışanları, meclis üyeleri ve ilçenin muhtarları geliyor. Bu neyin gösterisidir ki? Avrupa fonlarından beslenmekteyiz, yani üretmeyen bir toplum olduk artık. Üretmiyoruz ama devlet görevlilerimiz lüks içinde yaşamakta...

Komşumuz Türkiye ise dost eli uzatıyor. Yatırıma ve istihdama hazırız demekte Türk iş adamları. Gençlerimiz evlerine dönsün denmekte! Köyler boşalmasın, okullar kapanmasın! Ama bakıyorsun, her yerde eski tas, eski hamam...

Belli oluyor ki, bazılarını güttüğü amac, bizim köylerimiz boşalsın ve yaşanmayacak hale gelsin.

Yıllardır buralarda Türkiyeli yatırımcıya izin verilmiyor. Bir paralelci FETÖ örgütü bile burada gazete çıkarabiliyor, okul açabiliyor ve bu okullarda depeseli muhtarların çocukları eğitim görmekte...

Sonuçta bizim buralardaki Türklerin arkasında Bulgaristan devleti var, ayrıca komşu ve kardeş Türkiye'de her zaman imdadımıza koşmakta. Türk siyasetçilere gelince. Şimdilik onların bir faydasını görmüyoruz. Onlar, öncelikle, kendi aralarında anlaşsınlar ve sonra bizim karşımıza dikilsinler. Ama iş yapmak için,çünkü boş lafa karnımız tok...

Rafet ALİ

(VİDEO) CEBEL'DE, 27 YIL ÖNCE GERÇEKLEŞEN MAYIS OLAYLARI ANILDI, TÜRKİYE'NİN SOFYA BÜYÜKELÇİSİ SÜLEYMAN GÖKÇE: İSTİKBALE KADAR BERABER YAŞAYACAĞIZ!

Bugün binlerce Bulgaristan Türkü, 27 yıl önce gerçekleşen Mayıs Olaylarını anmak için Şeyh Cuma'da (Cebel) toplandı.
Kırcaali ilinden, Bulgaristan'ın farklı şehirlerinden ve Türkiye'den otobüsler ile getirilen HÖH sempatizanları, kendilerine Cebel'in girişinde yeşil bir alanın miting yapmak için tahsis edilmesine rağmen, kürsi kullanımı yapmadan, kutlamalarını kasabanın merkezindeki alana taşıdı.
Tören açılışını yapan Cebel Belediye Başkanı Bahri Ömer'in konuşması sırasında HÖH sempatizanları ''DPS'' ve ''Hainler'' sloganları atarak, kürsiye sırtlarını döndüler.
HÖH sempatizanları ''DPS'' sloganını Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe'nin konuşması sırasında hatta Türkiye'nin Sofya Büyükelçisi Süleyman Gökçe'nin konuşması sırasında da kullandı.
Süleyman Gökçe, 'slogancıları'  3 kez uyarmak zorunda kaldı. ''Ben siyasetten bahsetmiyorum, hepimiz dostuz, kardeşiz, bu önemli ve güzel günde sizlere birlik, beraberlik, dayanışma...'' (konuşma sırasında sözü tekrar kesiliyor: DPS, DPS, DPS! )
''Arkadaşlar, herkesin anladığı bir dilden konuştuğumu ve az evel bir ricada bulunduğumu ben hatırlıyorum, sabrınız için teşekür ederim! Müsade ederseniz konuşmamı bitirmek üzereyim...''
Süleyman Gökçe, ''Birlik beraberliki, dayanışma, refah, mutluluk diliyoruz...Şehitlerinizi unutmayınız, Bulgaristan'ın eşit haklara sahip, çok önemli katkılar yapan vatandaşları, AB vatandaşları olarak, üstünüze düşen görevleri lütven unutmayın! Türkiye her zaman  sizlerin, tüm Bulgaristan halkının, tüm Bulgaristan'ın, Bulgaristan'ın tamamının yanındadır, her zaman ihtiyacı olduğunda da yanında olmaya devam edecektir. Bulgaristan bizim gerçekten çok değer verdiğimiz, çok önemsediğimiz, çok kıymetli bir komşumuzdur ve bu tarihimiz ve geleceğimiz, dostluğumuz, muhabbetimiz bitmeyecektir. Hep beraber istikbale kadar beraber yaşayacağız'' sözleriyle tamamladı.
Kutlamalar, Burcu Güneş'in konseri eşliğinde,  hem HÖH hem DOST sempatizanlarının katılımıyle akşam saatlerine kadar devam etti.
24 Kırcaali 

Video
https://www.youtube.com/watch?v=bUWIREBm5tk&feature=youtu.be















сряда, 18 май 2016 г.

CEBEL MERKEZİNDE 2 MİTİNG BİRDEN! YAŞANAN KRİZ, 19 MAYIS'TA İSTENİLEN BÜYÜK KRİZİN KÜÇÜK BİR KESİMİ Mİ?

HÖH ile DOST arasında Cebel'de yaşanan meydan krizi devam ediyor.

Kriz nasıl meydana geldi?

Hatırlanacağı gibi, Cebel Belediye Başkanı Bahri Ömer'in 4 Mayıs 2016 tarihindeki siyasi mitingleri yasaklama kararından sonra HÖH'ün itirazı üzerine, Kırcaali İdare Mahkemesi, yasağı iptal ederek, HÖH lehine karar vermişti.
Mahkemenin bu kararını yerine getiren Bahri Ömer, kasaba girişindeki yeşil bir alanı HÖH'e miting düzenlemek için tahsis etti.
Kendilerine verilen miting alanını beğenmeyen HÖH yöneticileri, ikinci kez itirazda bulunarak, 'şehir merkezi mitinğ alanı' isteğinde ısrarını sürdürdü.
Dün, Mahkeme itiraz talebini reddetti.
Bahri Ömer, kararın kendilerini memnun ettiğini dile getirdi.

DOST ne diyor?

DOST Partisi Genel Başkanı Lütfi Mestan Mestanlı'da dün düzenlediği basın toplantısında konuyla ilgili şunları söyledi:
'Bu yıl Cebel Belediyesi, 19 Mayıs Cebel Günü'nü 19 Mayıs Derneği ile birlikte kutlamaya karar vermiştir. 19 Mayıs, Mayıs olaylarının kahramanlarının bayramıdır. Partiler üstü bir kutlama etkinliği olarak düzenlendiğinden dolayı biz siyasetçiler  meydanda olacağız, çünkü sahnede yerimiz olduğunu düşünmüyorum. Bizler bu olayların kahramanlarına karşı saygımızı göstereceğiz, onlarla görüşeceğiz, tokalaşacağız, ve kucaklaşacağız. Siyasi provokasyön yapılmasını istemiyoruz. Eğer böyle bir şey olursa, sorumluluk DOST Partisinin olmayacak. Eğer birileri ülke genelinden otobüs dolusu insan getirerek, 19 Mayıs'ta Cebel'de gücünü göstermeye karar verdiyse bunun sorumluluğunu da üstlensin. 19 Mayıs siyasetçilerin değil, kahramanların günüdür.' (Ajans.bg internet sitesinden alıntı)

HÖH: Mitingi şehir merkezinde yapacağız

Edinilen bilgiye göre, HÖH'e yakın bazı hukukçuların, Mayıs Olayları'nı anma töreninin şehir merkezinde yapılmasına, mahkemece bir kez miting için izni verildikten sonra, hiçbir yasal engel olmadığını, savundukları anlaşıldı.

Tedirginlik sürüyor...

Bu haberin üzerine, dün akşam saatlerinde telefon bağlantısı kurduğumuz bazı Cevelliler, bir yerde iki partinin miting yapmasının mümkün olmadığını savundular. Cebelli eski bir siyasetçi, miting alanının HÖH tarafından şehir merkezine taşınmasının, istenmeyen olayların meydana gelmesine sebep olabilceğini, dile getirdi.
Şimdi kafa karıştıran soru şu: 19 Mayıs Anma Töreni meydan krizi, bazıları tarafından Cebel'de getirilmeye istenilen büyük krizin sadece küçük bir kesimi mi?

Rafet Ali

събота, 14 май 2016 г.

HALA PEEVSKİ’NİN TÜRK OLDUĞU CEBEL MEYDANINDA SAHTE KABADAYILARIN FİYAKASI SÖKMEZ...

Dostlara mektuplar  - 3.

Gözlerdeki siyah perdeleri hala yırtıp atamadık,
hala o kızıl şeytanlara boyun eğmeye devam ediyoruz.

Halbuki  o güzel mayıs gününde, Cebel Meydanı’nda,
özgürlüğün tadını bir kere tatmıştık.

Bunca dayak yememize, itilmemize ve kakılmamıza rağmen,
 kelepçelenmiş ellerle havasız zemin koğuşlara konmamıza
rağmen, sadece on gün sonra hürriyet sınırları Anavatana
doğru açılmasına rağmen, hala bugüne dek yaralarımızı
sardığımız koyun derileri, sırtımızda kurumuyor,
yaralarımızdan  kıpkırmızı kan akıyor...

Kim yapmıştı bunu bizlere? Adını totaliter rejim koymuşlardı.
Bir türlü geberemedi bu canavar ve hala ensemizde.

Gönüllerimizin özgürlük abidesidir Cebel Meydanı!
Ama gerçek manada bir türlü bizim olmadı!

Bunca yıldır, o bahsettiğim eli kanlı rejim hakim bu meydana.
Bir türlü burada ”Biz özgür Türkleriz!”, “Ajanlar bize bağlamaz!”
diye haykırmamıza izin verilmiyor.

Burada bir tek totaliter rejimin bayrakçıları özgürce konuşabiliyor.
Burada bir tek Peevski Türk olabiliyor...

Gene mayıs ayındayız ama şimdi buralarda havalar bambaşka.
Bahsettiğim canavar, gitmiş ve bu sefer mahkeme kararıyla
delip geçecekmiş Cebel Meydanı’nı.

Yani gerekirse yeniden topla, tüfekle girerim demeye getiriyor !
Giremezse, pısırık bir kediciğe dönüşme korkusu çoktan sardı
bu şaşkın canavarı.

Yani şeref tribününde yine o duracakmış ve bizlerde önünden
sıra halinde, ayaklarımıza bakarak, Rus asker marşı eşliğinde,
koyun sürüsü gibi geçeceğiz...

Benden bir hatırlatma.
Burası meşhur  Ustralı Seterelilerin memleketidir!

Dikkatli olun, burada totaliter rejimin sahte
kabadayılarının fiyakası fazla sökmez.

Diktatör Jivkov’a kök söktürenlerin dinmeyen öfkesinin
yanında sizin esameniz bile okunmaz.

Kısacası, sopacımız, bizi koyun derilerine muhtaç
bırakan eli kanlı canavarımız, kendi kanununun
tekerleklerine  binip de bizi ezmeye gelecekmiş...

Sıkıyorsa Diktatör Jivkov’u, Drındarlı o sersemi de
önünüze takın ve buyurun!

Nerdesin Avni Veli?  Nerdesin Paniş? Nerdesin Bahri Baba?

Mümin TOPÇU

петък, 13 май 2016 г.

MESTANLI ZEYBEKLERİ KARAMANI FETHETTİ

739. Türk Dil Bayramı etkinlikleri kapsamında Karaman'a gelen Mestanlı Zeybekler Grubu temsilcileri, Karaman Belediyesi'ni ziyaret etti.

Karaman Valiliği ve Karaman Belediyesi tarafından düzenlenen 739. Türk Dil Bayramı etkinlikleri kapsamında, birçok Balkan ülkesinden Karaman'a gelen heyet, Belediye Başkanı Ertuğrul Çalışkan'ı ziyaret etti. Belediye Meclis Salonu'nda konuklarını ağırlayan Başkan Çalışkan, "Sizler bizim misafirlerimiz değil, buraların sahibisiniz" dedi.

Konuklarına Karaman'ın sosyo-ekonomik yapısı ve belediye çalışmaları hakkında bilgi veren Başkan Çalışkan, "Sizleri sevgi ve hoşgörünün diyarı, Hz. Yunus Emre'nin ilahi aşka yürüdüğü, Hz. Mevlana'nın annesini emanet ettiği bu topraklarda Karaman'da ağırlamaktan memnuniyet duyduğumu ifade etmek isterim. Şunu belirtmeliyim ki Karaman dünya üzerinde nüfusu milyonlara ulaşan bambaşka bir şehirdir. Kafkasya'ya Balkanlara gittiğimizde orada kökleri Karaman'a kadar uzanan birçok kardeşimizi görebiliyoruz. Sizler bizim soydaşımız olduğunuz gibi aynı zamanda kardeşimizsiniz" dedi.

Jale FİLİBELİ

четвъртък, 12 май 2016 г.

GELSİN ÇAKIR KEYFİM, GİTSİN TÜRKLÜK RUHUM...

Bulgarya'da, Türklerin gücü, 1951 yılında yapılan göç ile kırılmıştır!

Bir Balkan Türkü olarak, benim zoruma giden en çok şey nedir biliyor musunuz - "çaresizliğimiz", bu kavramın ne olduğunu bilmeyenler, hala kendilerini çok şeyler yaptıklarını sanarak, inatla "biz" demeye devam ediyorlar.

Dayanışma ve beraberlikten yoksun, kaynaşmaktan uzak duran, kendi anlama gücünü tahrip eden, ortalıkta boş elle dolaşan, beyin gücümüzü onaracağımız yerde, yıkmaya ve kırmaya devam etmekteyiz.

Nasıl mı? Edebiyat yaparak, sanal alem gruplarında saçmalıklar üreterek. Ne yazık ki, yeni "inkişaf" yapmıyoruz! Eskiden de olduğu gibi, herkes bildiğini okumaya devam ediyor.

Çözüm üretin, üretelim hep birlikte diyorsun! Adamlar harıl harıl şiir üretmeye ve masal anlatmaya devam ediyorlar, halbuki bunları okuyacak ve anlayacak genç nesilleri yok?


Bakıyorum, 25 yılda, Türklerin hepsi siyasetçi olmuşlar. Bu kısa zamanda üçe, dörde bölündük ve karşı tarafın işini kolaylaştırdık...

Milletin ahı gitmiş vahı kalmış, bunları göremeyecek kadar mı da gözlerimiz, vicdanlarımız karadı? Her yere burnumuzu sokuyoruz ama daha sonraki olaylara bir tek seyirci kalıyoruz.

Koşa koşa gittik hep Bulgarya'ya! Ne oldu, illa ki sizin istediğiniz gibi mi olacak sandınız, hele durun bakalım, siz bu kafalarla o insanlara daha nereye kadar zarar vereceksiniz? Onu da göremiyorsunuz değil mi? Oradaki insanlarımızın bu günlere gelmelerine, bu durumlara düşmelerine, sizler sebep oldunuz ...

Bulgar olan Bulgarlar bile bize gülüyorlar, bizi gözlerinde bir sinek kadar küçük görüyorlar, daha doğrusu onların gözünde "bir hiçiz". Çünkü, Türkiye'ye Türk olduğumuzdan dolayı yerleştik ama hala Bulgar adlarla Bulgarya'ya gidip gelmekteyiz...

Bakıyorum da, bazıları hep avanta, para, miras, içki, köfte, kebap, keyifli ve gamsız yaşantı peşinde.

Yeterin artık yahu, biraz da insan olun artık, insan!

Neyi elimize alsak, lime lime dağılıyor. Karamsarlık ve korkaklık beyinlerimizin içine oturmuş ve öyle duruyor. Bizimkiler ise şiir üretmeye devam ediyorlar...

Ben neden böyle yazıyorum, biliyor musunuz, agalar?

Resim, manzara karşımızda! Kimliğimiz, Anadilimiz ortada iken, ben daha ne yazayım? Size soruyorum, arkadaşlar?

Tüm bu gerçekler ortada iken, Bulgarya tarihinde hiç olmayan bir "siyaset hazinesi küpüne" de sahip çıkamadık, elimizden düşürdük, kırıldı o da, parça parça dağıldı...

Şimdi, bir kara cadı kazanını içinde fokur fokur kaynatılmaktayız ve aç kurtlar bizi iştahla yemeye hazırlanıyorlar.İliğimize varıncaya dek kurutacaklar.

Bulgar halkını da suçlamıyorum, kendimizi suçluyorum ben. Meyve verecek dikili bir ağacımız yok! Olsa bile, onu da taşlıyoruz ve kendi ellerimizle kurutuyoruz...

Halimiz ortada! Nasıl mı? Karşımızdaki kitaplar, kütüphane ve kütüphaneci gibi.

Oysa bu memleketin Türk çocuğu Bulgarya'da Kültür Bakanı! Bir değil, bir kaç parti daha kuruldu, yahu bu kadar değil de, yüz partimiz olsa niye yarar?

Sizler, bizler bir partiye sahip çıkamadık, oyuna getirildik!

Şiir yazmaya, şarkı ve  türkü söylemeye, at koşuları düzenlemeye, yağlı güreşlere devam... Kısır ve verimsiz festivaller düzenlemeye devam edin, oralarda ne de olsa köfte, kebapçe bol, içki ne kadar istersen iç.

Çadırların gölgesinde, çakır keyifler yerine gelsin, ondan sonra da kıçınıza bakarak, evlerinize horul horul uyumaya gidiniz...

Burhan UTKUALP

вторник, 10 май 2016 г.

KIRCAALİ'DE, BİRA YÜKLÜ TIR KAZA YAPTI (Video)

Kırcaali Haskovo yolunun 'Coca Cola' binası olarak adlandırılan apartmanın yanında bira yüklü tır kamyonu devrildi.
Kaza,  bugün akşam saatlerinde meydana geldi. Kazada bir yaya yaralandı, tedavisi sürüyor.
Kazayı çizik bile almadan atlatan sürücü, Şumen kasabasından Yanko Yankov 'un ise korktuğu belliydi.
Yetkililer, DAF marka olduğu anlaşılan TIR'ın freni patlaması sonucu kazanın meydana geldiğini belirttiler.
Video
https://www.youtube.com/watch?v=JjcpOtWeM1A

24Kırcaali


VETO KARARINI KUTLUYOR VE TEŞEKKÜR EDERİZ

28.04.2016 tarihli basın açıklamamız ile Bulgaristan’da kabul edilen ayrımcı hükümler içeren yeni seçim yasasına, çoğunluğu aynı zamanda Bulgaristan Cumhuriyeti vatandaşı da olan üyelerimiz adına tepkimizi göstermiş ve bu yasayı veto etmesi konusunda Sayın Bulgaristan Cumhurbaşkanı’na çağrıda bulunmuştuk.
Bugün gelinen noktada, Bulgaristan Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Rosen Plevneliev’in; Bulgaristan demokrasisine bağlılığını defalarca ispatlamış olan ülke dışında yaşayan Bulgaristan vatandaşlarının oy kullanmasını fiilen ve fiziken imkansız kılacak olan “sadece diplomatik temsilciliklerde oy kullanma” şartını da içeren seçim yasasını veto etmiş olması ülke dışında yaşayan Bulgaristan vatandaşları tarafından büyük bir memnuniyetle karşılanmıştır.
Bulgaristan Demokrasine olan bağlılıklarını  gerek Cumhurbaşkanlığı gerekse Milletvekili Genel Seçimlerindeki yoğun katılımlarıyla defalarca ispatlamış olan, Bulgaristan dışında yaşayan vatandaşlar açısından bu durum ümit verici bir gelişme olmuştur.
Bursa,İzmir,Kocaeli,İstanbul (Anadolu Yakası),Yalova illerinde örgütlü ve yaklaşık yüzbin üyeye sahip olan göçmen derneklerinin oluşturduğu Balkan Türkleri Göçmen ve Mülteci Dernekleri Federasyonu (BGF) bilindiği gibi Birleşmiş Milletler
Teşkilatı’nın partner sivil toplum kuruluşlarından bir tanesidir.

Federasyonumuz gerek Cumhurbaşkanlığı gerekse Milletvekili Genel Seçimlerinde Bulgaristan Dışişleri Bakanlığı ve Yüksek Seçim Kurulu’nun istek ve görüşleri doğrultusunda yıllardır her türlü lojistik desteği veren ve Bulgaristan Cumhuriyeti yasaları çerçevesinde gerekli işbirliğini yapan bir sivil toplum kuruluşudur.

BGF ve onu oluşturan dernekler olarak bizler de Sayın Cumhurbaşkanını bu veto kararından dolayı kutluyor ve aynı zamanda Bulgaristan Cumhuriyeti vatandaşı da olan üyelerimiz adına kendilerine teşekkür ediyoruz.

Cumhurbaşkanı tarafından bir daha görüşülmek üzere geriye gönderilen yasa, ülke demokrasisi adına geriye gidişe yol açacak olan hükümler içermektedir. Bu yasanın tekrar çıkarılması, ırkçı ve aşırı milliyetçi partilerin tuzağına düşmek anlamına gelecektir. Hiçbir demokrasi, bu tip aşırılıklara esir edilemez.

Parlamentonun bu “ayrımcı” maddelerde ısrar etmemesi ve “ülke çıkarları yerine parti çıkarlarını öne alan” kimi çevrelere dur denilmesi en büyük dileğimizdir.

Doç. Dr. Yüksel ÖZKAN
Bursa Bal-Göç ve BGF Genel Başkanı

понеделник, 9 май 2016 г.

HIDIRELLEZ SALINACAĞI COŞKUSU

Ülkenin dört bucağında yaşayan Türkler, Hıdırellez şenliklerini coşkuyla kutladı. Hele, Razgrad'ın Rakovski köyündeki etkinlik kayda değer bir biçimde geçti. "Deliorman 2014" isimli Okumaevi öncülüğünde tertiplenen şenlikler "Bizi farkındalıklar birleştiriyor" şiarı altında geçti. Kutlamalar esnasında en büyük ilgiyi geleneksel Hıdırellez salınacağı  çekti.

Jale FİLİBELİ

неделя, 8 май 2016 г.

MEHMED HOCA;" O PARTİNİN MİLADI DOLDU. BUNUN ÖTESİ YOK!"

Yedi kızlar camisinde tertiplenen mevlit merasiminden sonra, DOST partisi yöneticileri ve üyeleri, geniş çaplı bir toplantı gerçekleştirdi.

DOST partisi Genel Başkan Yardımcısı ve Yönetim Kurulu üyesi Mehmed Hoca bu toplantıda kayda değer ve ciddi bir konuşma yaptı.

Sayın Mehmet Hoca'nın sergilediği görüş ve tespitleri anlamlı ve yerinde bulduk. Bulgaristan'da ki bütün Türkleri ve göçmen
camiasını kapsamış olan, son derece önemli ve siyasi literatürümüzün başköşesinde yer edinecek bu görüşler, adeta bir manifesto niteliğini de beraberinde  taşımakta.

Toplantı esnasında yapılan diğer konuşmaları da değerlendirdiğimizde, belli oluyor ki, Bulgaristan'da ki Türklerin siyasi arenasında artık önü durdurulamaz, gerçek demokratik anlamda yeni bir çığır açılmakta ve bu topluluğun, artık Bulgaristan toplumunun içindeki gereken yerini almasını bekleyebiliriz.

İşte, başka hiç bir medyada okuma fırsatınız olmayacak olan ve  Dombira.eu  temsilcisi ve kameranı Rafet  Ali'nin çektiği video filmin çözümünden değerlendirdiğimiz  Mehmet Hoca'nın konuşma metni;

- " Bu çok anlamlı, çok manalı sıcak konuşmadan sonra, bana söyleyecek fazla bir şey kalmadı, ancak şu an burada, bu beraberlikten sonra, sizlere ne kadar teşekkür etsem azdır, bilirsiniz, dost kötü günde belli olur. O zaman sınanır.

Evet, dört ay öncesi, hep beraber, bugüne kadar benzeri ve emsali olmayan yeni bir yola çıktık, herhalde siz de  benden farklı düşünmezsiniz.

Sanki burada, bizim yeni partimizin kuruluşunda, bunun girişiminde, ilahi bir güç var. İsmi bile bugüne kadar  ne duyulmuş, ne de görülmüş bir isim. Bu çokta bir rastlantı değil. Burada bir mucize var. Biz de bunu iyi bilmeliyiz ve hiç bir zaman karşımıza nasıl güçlükler çıkarsa çıksın, bizim dostluğumuzu hiç bir kimse ayıramaz  ve ayıramayacaktır.

Ben kendimi anlatmayacağım. Yönetim kurulu içinde en yaşlısı benim. Lakin, böyle gençlerin arasında, onlarla beraber olduğum süreçte, ben kendi fiziki yaşımı unutacağım. Belki de biraz abartılı olacak ama benim fiziki yaşım bana vız gelir, eğer bizim partimiz ilkelerinden, programından ve vaatlerinde sapmazsa,ben bu partiye son nefesime kadar destek vereceğim.

Bütün samimiyetimle itiraf etmek istiyorum, bu yeni parti, hiç kimsenin, kendi özel zevki  ve kişisel çıkarları için kurulmamıştır. DOST  partisi, Bulgaristan için, bizler için,  Bulgaristan Türkleri için, Bulgaristan Müslümanları için objektiv  bir ihtiyaçtır, şunu da çok rahatlıkla söylüyorum, eğer böyle bir parti kurulmasaydı, inanın ki , ileride Bulgaristan Türklerini ve Müslümanlarını temsil edecek bir parti olmayacaktır.

Neden olmayacak, çünkü Bulgaristan Türklerini temsil eden  o partinin sonunu  getiren bir sürü şahsiyetler var. Bizim yücelttiğimiz o yukarıdaki bir "filosof" var ya, onun isminden başka,
doğrulukla, hakkaniyetle, Türklükle hiç bir alakası yoktur.

Naçizane, ben bunu daha 1993 yılında hissettim. Benimle beraber olan arkadaşlarımız,kendi açısından haklı olarak, o zaman  şöyle düşündüler; "Partinin düzlüğe çıkarılması için, parti içindeki mücadelemizi sürdüreceğiz ve seçmenimize sahip çıkacağız."

Ben ise hep şöyle düşündüm. Hayır, bunu yapamazsınız, bu bugünde bile mümkün değil. Tabi ki, bizim insanımız dürüst ve masum, beraberlik ve birlik adına oylarını hep o partiye verdiler,ancak şapka düştü ve kel göründü. Bunun daha ötesi yok!

Hak ve Özgürlükler Hareketi partisinin Bulgaristan Türkleriyle, bizimle, Müslümanlıkla  bir bağlantısı yoktur ve hala bu partiye umut bağlayanlar bir tek kendi kendilerini kandırıyorlar.

O partinin artık miladı dolmuştur. Bitti artık bu partinin işi!

Nedeni şudur. Nasıl olup ta Bulgaristan Türkleri o kadar zulüm görüp, sadece  Pomakların yedi kere isimleri değiştirilmişken, nasıl olup ta bu partinin yönetimi, onun onursal başkanı, 2005 yılında, bizim en büyük düşmanımız olan Ataka partisine maddi yardım yapabiliyor?

Türkiye'yi sevmeyen,Türklüğü sevmeyen, Türklüğünü de, her şeyini de kaybeder. Bu değerlere  sahip olmayan hiç bir Türk, AB nezdinde kendi etnik kimliğini, hak ve hukukunu koruyamaz...

Şu an bize, DOST partisinin kurucularına ve üyelerine şunu soruyorlar;

"Siz Türkiye'nin bir uzantısı değil misiniz?"

Şahsen ben, Türkiye'nin bir uzantısı olmaktan gururu duyuyorum!

Aksi takdirde, eğer, Türkiye olmasa, hiç birimiz ne etnik kimliğimizi, ne Türklüğümüzü, dinimiz, örf ve adetlerimizi, geleneklerimizi ve kültürümüzü koruyamayız.

Bizim şu an zor zar Türklüğümüzün bir nevi korunmasını sağlan iki unsur vardır, birincisi - Türkçemizdir, yarım yamalak, bozuk ta olsa, ikincisi - dinimizdir, ibadetimizdir, kültürümüz, örf ve adetimizdir.

Eğer, Türkiye Cumhuriyeti'nde hangi parti iktidar olursa olsun, (Demirtaş ve onun partisi hariç.) bizlere, Bulgaristan Türklerine ve Dış Türklerin bütün  temsilcilerine, Anavatanımız Türkiye Cumhuriyeti her zaman sahip çıkmak zorunda.

Bunu yapmazsa, bizler yok olmaya mahkümüz..."

Mümin TOPÇU

събота, 7 май 2016 г.

MEHMET HOCA'NIN BEYANATLARI SİYASİ LİTERATÜRÜMÜZDE ÇIĞIR AÇMAKTA

Yedi kızlar camisinde tertiplenen mevlit merasiminden sonra, DOST partisi yöneticileri ve Kırcaali ilinden bazı parti
üyeleri ve sempatizanları, Kırcaali merkezinde geniş çaplı bir toplantı gerçekleştirdi.
DOST partisi Genel Başkan Yardımcısı ve Yönetim Kurulu üyesi Mehmed Hoca'nın bu toplantıdaki konuşması büyük ilgi çekti.
Bu konuşmayla ilgili, Dombira.eu Genel Yayın Yönetmeni ve siyasi yorumcu sn.Mümin Topçu'dan kısa bir görüş rica ettik;
- Sayın Mehmet Hoca'nın beyanatları ve tespitleri çok anlamlı ve yerinde buluyorum, bütün Bulgaristan'da ki Türkleri ve göçmen
camiasını kapsayan, son derece önemli ve siyasi literatürümüzün başköşesinde yer edinecek bir konuşma, adeta manifesto
niteliğini taşımakta. Bu konuşmanın videosunu veya yazılı şeklini, herkes görmeli ve okumalı.
Toplantı esnasında yapılan diğer konuşmaları da değerlendirdiğimizde, belli oluyor ki, Bulgaristan'da ki Türklerin siyasi
arenasında yeni ve önu durdurulamaz demokratik anlamda yeni bir çığır açılmakta ve bu topluluğun, Bulgaristan toplumundaki
gereken yerini almasını bekleyebiliriz.

Video  izle...

https://www.youtube.com/watch?v=UQpZdPBXSnI&feature=youtu.be

четвъртък, 5 май 2016 г.

BEŞ KİLO BUZAĞI ETİ İÇİN, İÇİMİZDEKİ TÜRKLÜĞÜ ÖLDÜRÜRKEN, BULGAR GÜMRÜKÇÜ KIS KIS GÜLMEKTE

Yasen Ognyanov, Filip Şenkov, Rosen Kostadinov...

Bunlar güzel birer Bulgar ve hristiyan adı.

Lüleburgaz’da bilmem hiç Bulgar yaşıyor mu, fakat,
Bulgaristan’da kabul edilen seçim yasasına karşı,
oradaki bir imza kampanyasından çıkardım bu isimleri.

Türkiye’deki bazı medya kuruluşları veya şahıslar,
bazen farkına varmadan, Bulgaristan’dan gelen
göçmenler için  “Bulgar” sıfatını yakıştırırlar
ve bizde çok üzülürüz bu duruma.

Çok da haklılar!

Senin, 31 yıl öncesi öz be öz Türk adın zoraki bir şekilde,
gavur tarafından gasp edilecek, sen ise 26 yıl boyunca
onlarca kere Bulgaristan’a gidip geleceksin, oralarda
gezip tozacaksın, ama beş dakikalığına adliyeye uğrayıp
ve  bir dilekçe vermeyi ihmal edeceksin...

Adama, işte bundan dolayı Bulgar derler
ve Türk yerine koymazlar!

Hani, sen has akıncı torunu Yörük Türkü’dün!

Hani, senin baban Türklük namına dayak yemişti,
işkence görmüştü?

Hani, sen Türk adını savunduğun için domuz adasına
sürgün edilmiştin?

Hani, sen Bulgar isimli kimliğini yırttığından dolayı,
on yıl  mahpus cezası almıştın?

Genelde Balgöç yöneticilerini tenkit ederim
ama aldıkları son bir karardan dolayı,kendilerini adeta
kucaklıyorum.

Yakın bir zamandan beri, Balgöç
şubelerine her Bulgar ismiyle müracaatın kabul
görmediğini öğrendim.

Artık bu göçmen örgütünün düzenlendiği her etkinlikte,
aramızdaki “Bulgarlar” yer alamayacak.

Yurt dışı gezilerinde veya eğlence gecelerinde
onlara yer yok!

Emeklilik prosedürleri veya başka tür belge işlemlerinde
pas geçilecekler.

Bulgaristan’da ki totalitarızm 26 yıl önce öldü, ama bazıları
hala bu acımasız rejimin acı hatırasını ve emanetini
gönüllerde ve cebindeki kimlikte yaşatıyorlar!

Bu vurdumduymazlığın ve şuursuzluğun artık adeta
savunulacak bir yeri artık adeta kalmadı.

Sınırdan beş kilo semiz buzağı etini geçirirken,
Türk gümrükçünün avazı çıktığı kadar,
İvanka veya İvan diye bağırmasına kulak tıkamak,
sadece basit bir hayasızlık örneği değildir.

Bulgar gümrükçüsü bıyık altından kıs kıs gülerken,
Türk gümrükçünün içi sızlarken ve bize kin beslerken,
hiç değer mi beş kilo semiz buzağı eti için
içimizdeki Türklüğü öldürmek...

Mümin TOPÇU

CEBEL’DE SARMAŞ DOLAŞ OLMAK...

Dostlara Mektuplar - 1.

Mafyanın kümelendiği yerlerden biri de Çingene İskelesi (Çengene skele) ve civarıdır.

Yakınında, Boyko ve Dilyanço gibi karanlık kişilerin kaçak sigara fabrikası, şaibeli Lukoil  işletmeleri, “Rusya Federasyonun sınırları” korumasında  kaçak bir de saray, ayrıca bir de  tavarişt sultancık bulunmakta.

Buraları Drındarlı Amet’ten  sorulur gibi olsa da, aslında gerçekler bambaşka...

Bu meşhur ve korkak dolandırıcının himayesindeki “Hermez Solar”şirketi, KTB’den 18 milyon kredi çekerek, eskiden küçük  bir balıkçı köyü olan sahil boyuna, gayri meşru saray temeline akıtmıştı. Rusya’nın, Bulgaristan’ı ne biçimde soyduğunun sadece basit bir örneğidir bu.

Tabi ki, bu banka kredisini geri ödenmeyecek.

Ama günün birinde bu Çingene İskelesi  kökünden temizlenebilir.  Hatta ortalıkta ne Boyko, ne Amet veya ne de Dilyanço kalabilir...

Lukoilli Ruslar ve Yahudiler, bir de Bulgaristanlı yandaşları, tümü Kara Deniz’in soğuk sularına gömülebilir.

Nasıl olduysa, bu koyda bizim Mestanlılı Elvan da mal mülk edinmiş. Bu “akıl küpünün” “sermayesine” de yazık olacak. Eh, sürüden kopan kuzuyu kurtlar yer...

Burgaz ve Varna körfezine, hatta bütün Karadeniz sahiline ve yakın civarlara on binlerce Rus yerleşti(rildi), binlerce dönüm toprak ve ev sahibi oldular.

Amet ve satılmış yandaşları, sıkı koruma altına alındılar. Büyük Rus ayıları tarafından, kendilerine Bulgaristan’ı paramparça ediniz, bölünüz, paylaşınız ve yok ediniz dendi.

Aynı zamanda Bulgaristan’da ki Türklerin lehine  tek adım atmak yasaklanmıştı...

Bir yandan Ruslar, ülkemizi bataklığa sürüklerken, diğer yandan, Bulgaristan toplumuna şiddetli bir şekilde Türkiye korkusunu empoze ediyorlardı. Güya, komşu Türkiye, Bulgaristan’ı istila edecekmiş.

Bu süreç zarfında, Bulgaristan’da ki Türklere ve göçmenlere hangi roller biçildi?

Daha 1985 yılından önce, Amet’in ve “kuracağı” grubun görevi belirlenmişti, çünkü  1985 yılında, Paunka Goçeva ve başka yoldaşları, ülke çapında konferanslar vererek, halka bir tek  Amet’in korkunç Türkiye “bağlantılı”  düşman grubundan bahsediyorlardı. Sanki, devlet içinde başka hiç bir gizli direniş ve mücadele grubu yoktu. Halbuki, yalnız Kırcaali ilinde ondan fazla grup faaliyete geçmişti.

Kendi rejimine karşı, muhalefet ve mücadele grupları kurduran, kendi halkına karşı bombalı “terörist” eylemlerinde bulunan bu diktatör zihniyeti, kendi idaresinin devamını sağlamak uğruna, artık hiç bir akıla sığmayan metotları devreye sokmuştu.

Bilinçli olarak yıllarca Belene adası ve buraya sürgün edilen altı yüze yakın Türkten bahsedildi.

Adeta bir Belene propagandasına maruz bırakıldık ama aynı zamanda onlarca  gizli grup üyeleri tarafından gerçekleştirilen eylemlerden asla  söz edilmedi. Bunun tek nedeni, Türkün özgürlük özlemi uğruna verdiği çetin mücadeleyi halktan gizlemekte.

Hala biz o dönemin gizli mücadele gruplarının faaliyetlerini bilmiyoruz. İşkence oda ve hücrelerinde kimlerin öldürüldüğünden ve kimlerin aylarca işkence gördüğünden haberdar değiliz, çünkü biz asla intikam arayan bir topluluk olmadık. Tek derdimiz hür ve özgür yaşamaktır...

1989 yılından sonra, Türklerin adına malüm bir istihbarat partisi kuruldu. Bu partinin liderleri ve milletvekilleri çoğunlukta Bulgar ve Rus ajanıydı.

İlginçtir ki, bunların arasından tek Türkiye ajanı çıkmadı.

Bahsettiğim o patinin başına da, vaktinde bilinçli olarak bir Türk kahraman getirilmedi.

Nedir Bulgarın bu Türkten korkusu?

Aslında Bulgarı ve Türkü, bu topraklarda yüzyıllarca beraber ve huzur içinde yaşamaktaydı ama komünistler, kıytırık ve saçma sapan ideolojileri uğruna, bu iki halkı biribirine düşman düşürmeye kalkıştı ve en sonunda Georgi Dimitrov’un mazolesi bile kenefe dönüştürüldü...

Bulgaristan’da ki  Türk, memleketini sever ve sayar. Ona hiç bir zaman ihanet etmez! Zaten Amet bizden değil...

Ama demokratik Bulgaristan bizim olacak, yani burada yaşayan bütün etnik grupların.

Uzun yıllardır, Türkiye’de yaşayan bir göçmen bile, “Memleketin neresi?”sorusuna, gururla “Bulgaristan!”cevabı verir. Emekli olduğunda da gider ve memleketindeki baba evini tamir eder...

Çeyrek asır boyunca, hepimiz komünist uşaklarını besledik ve ayakta tuttuk. Hatta, onları sultan mertebesine kadar çıkardık ve altın kaplamalı küvetlerde, üzerilerine gül kokulu su serpiştirdik durduk...

Artık değişim zamanı!

Cebel’de, hep beraber sarmaş dolaş olup, Bulgaristan’da ki Türklerin demokrasi özlemini bütün cümle aleme göstermeliyiz!

Bunu arzu etmeyenler, Çingene İskelesi’ne gider, ya da karşıdaki “Bolşevik”adasına yerleşir...

Mümin TOPÇU

DPS KONGRESİNDE YETKİSİZ KİŞİLER BALGÖÇ ADINA SELAMLAMA YAPTIĞI ORTAYA ÇIKTI

Bulgaristan’da faaliyet gösteren DPS isimli partinin geçtiğimiz günlerde Sofya’da yapılan kongresi öncesinde ve kongre esnasında yaşanan kimi olaylar, Balgöç camiasını tedirgin ve rahatsız etti.

Balgöç yöneticileri son toplantısında bu konuyu dikkatte aldı ve konuk olarak davet ettikleri CHP Bursa Milletvekili  Dr. Ceyhun İrgil ve CHP Bursa İl Başkanı Şadi Özdemir'e bütün sitemlerini ilettiler.

İlk  vurgulanan konu, son yıllarda kendisinde görülen eksen kayması ve 2015 Aralık ayında yaşanan olaylarla toplum nezdinde itibar kaybeden bir onursal lidere sahip DPS isimli partinin kongresine katılıp katılmamak konusunun herkesin kendi bileceği bir konu olduğuydu.

İşte bu toplantıdan diğer kayda değer bazı satır başları;

- Balgöç camiasının asıl tepkisi, bahse konu DPS isimli partinin kongresinin öncesinde ve kongre esnasında sergilenen espiyonaj faaliyetine ve algı yönetimine kimi misafirlerin dahil edilmiş olmalarınadır.

- Türk milletinin her ferdinin olduğu gibi ,Balkan Göçmenlerinin de  milli bir değeri olan Atatürk'ün resminin bu propaganda faaliyetine alet edilmiş olması kabul edilebilir değildir.

- Bu resim hediyeleşmesi planlı bir algı yönetiminin eseridir. Bugüne kadar yaptıkları hiçbir kongrede Atatürk’ün ismini dahi telaffuz etmemiş olan malum partinin; kurucusu Gazi Mustafa Kemal olan CHP’li misafirleri, oradaki insanımız ve Türkiye’deki çifte vatandaşlara yönelik  “Biz Atatürkçüyüz, başkaları ise değil” manasını yükledikleri planlı algı operasyonuna dahil etmiş olmaları camiamızda duyulan tepkinin asıl nedenidir.

- Bir partinin kongresine katılıp katılmama konusunda karar vermek davet edilen her birey ve kurum için kendi vereceği bir karardır. Ancak 2015 yılının Aralık ayından bu yana gelişen ve insanlarımızı derinden sarsan olayların; malum partinin doğal liderince anavatana karşı takınılan tavrın iyi analiz edilmeden ve yapılacak olan bu katılımın malum partice istismar edileceğinin ve bu konunun camiamızı inciteceğinin değerlendirilememiş olması üzücüdür.

- Malum partinin kongresinde ve öncesinde Türkiye’den katılan kimi kişilerin “Sizi Türkiye’deki Balkan Göçmenleri adına Balgöç adına selamlıyorum” tarzında sarf ettiği sözler ise kabul edilebilir değildir. Balgöç’ü kurumsal olarak temsil etme yetkisi sadece ve sadece Genel Başkanımız Doç.Dr. Yüksel Özkan’a veya görev vereceği kişiye aittir.

- Cumhuriyet Halk Partisi’nin Genel Sekreterlik düzeyinde katılım sağlamış olması, İzmir’de ön seçimde Balkan göçmenlerinin desteği ile seçilebilecek sıraya gelmiş olan CHP Genel Sekreteri Prof. Dr. Kamil Okyay SINDIR’ın takındığı tavır Balkan göçmenlerinde büyük bir üzüntü, hayal kırıklığı ve tepki yaratmıştır.

- Camiamızın-İnsanımızın, Soydaşlarımızın Öncülük ettiği yeni oluşuma (DOST) verdiği destek yeni bir olay değil, ilk andan itibaren devamlılık arz eden bir süreçtir.

- Anavatanımız Türkiye’yi, Bulgaristan siyasetinin bir  tartışma konusu haline getirme çaresizliğini sergileyen ve Anavatanı ötekileştiren hiçbir oluşum bizim nezdimizde makbul değildir ve bu zihniyete sahip bir onursal başkana tepki koyamayan bir  hareket artık bizim muhatabımız değildir.


Belirtilen bu kaygı verici görüşlere cevaben, toplantının iki değerli konuğu ise şunları ifade ettiler;

CHP Bursa Milletvekili Dr. Ceyhun İrgil;

- " Kongreye katılan CHP’lilerin tamamının kişisel olarak tek tek davet edildiklerini ve dolayısıyla katılımların her birinin bireysel kararlar olduğunu anlattı. Oradaki katılımın, katılanların veya CHP’nin o partiyi destekledikleri ve soydaşın yeni partisine ise karşı oldukları gibi bir anlama gelmediğini söyledi. Belki son 3-4 ayda çok hızlı gelişen süreci tam olarak takip edememiş olabiliriz diyen İrgil, diğer illerden olan katılımlar ve CHP Genel Sekreterinin katılımı konusunda ise herkes kendi değerlendirmesini kendi yapsın..."

CHP Bursa İl Başkanı Şadi Özdemir;

- " Bal-Göç’ün etkili ve güçlü bir sivil toplum kuruluşudur, yıllardır sürdürdüğü partiler üstü kalma tutumu çok önemlidir. Şahsen ben ve partimizin her zaman  Bal-Göç camiası ile iç içe olduğu tartışılamaz..."

Görüşmede, ayrıca DPS’li belediye başkanlarının bulunduğu Bulgaristan’daki kimi belediyelerle dondurulan “kardeş belediyecilik”  anlaşmaları da gündeme geldi. Kendilerine malum partinin devam eden kardeş belediyecilik anlaşmalarını, amacına ve ruhuna aykırı bir şekilde bir propaganda unsuru olarak kullanmaya başladığı, kardeş belediyecilik ilişkilerinin dondurulmasının oradaki insanlara yapılan katkı ve desteğin kesilmesi anlamına gelmediği, bilakis bu desteğin daha da artarak sürmesi gerektiği; malum partinin “kardeş belediyecilik” kavramını siyasi propaganda aracı olarak kullanmaya başlaması nedeniyle bu anlaşmaların askıya alınmasının doğal olduğu şeklindeki Balgöç'ün görüşü konuklara anlatıldı.

Dombira.eu

неделя, 1 май 2016 г.

KARALLAR MAYESİ DÜZENLENDİ (Video)

Kırcaali’nin Karallar köyünde geleneksel olarak 1 Mayıs’ta düzenlenen maye, yüzlerce insanı bugün bir araya getirdi.
Şenlikte Kırcaali Valisi İliya İliev, Kırcaali Belediye Başkanı Hasan Azis ve HÖH Milletvekili Mustafa Ahmet de bulundular.
Yerli Alevi halkının erenler evliyası Hıdır Baba’nın anısına düzenlenen mayenin organizasyonu köy halkının maddi ve manevi desteğiyle sağlanmakta.
24 kırcaali
Video https://www.youtube.com/watch?v=VarL0NN2Z0A&feature=youtu.be